yalnızlık
mutsuzluk
çaresizlik
depresyon
...
her şey boş fasa fiso...
Benim derdimin kendime bile itiraf etmekten korktuğum dermanı; arşa çıkan dört yolu da sunsalar bana, ille de sen, ille de sen..
özlem etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
özlem etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
10 Aralık 2011 Cumartesi
9 Aralık 2011 Cuma
sarhoş
Vakti zamanında ''alkolik'' derdim çevremde hemen hemen her gün içen insanlara... yıllar nasıl da değiştiriyor insanları, fikirlerini.. acılar neler yaptırıyor insana ve bunu anlamak ne büyük şeylere mal oluyor. Bir insanın ancak çaresizlikten bu kadar içtiğini/içebileceğini anlamak, tahmin etmek için, çaresiz kalmak mı gerekiyor? (du)
Epeydir canım sıkılsa, ne zaman düşünüp düşünüp altından kalkamasam bir derdimin, ne zaman derinlere dalsam uçsuz dehlizlerde içesim geliyordu, şimdilerde sadece içesim gelmiyor, cidden içiyorum, ne yapıp edip içiyorum. hırsımı alıyorum her kadehte adeta, sarhoşluk unutturuyor ne denli salak olduğumu, ağzını tıkıyor beynimin, kolunu kanadını kırıyor zamanında ettiğim/edemediğim her lafın, işe yarıyor gibi duruyor.
Yarıyor mu?
yaramıyor dimi adımız gibi eminiz... ama çaresizlik işte..
Epeydir canım sıkılsa, ne zaman düşünüp düşünüp altından kalkamasam bir derdimin, ne zaman derinlere dalsam uçsuz dehlizlerde içesim geliyordu, şimdilerde sadece içesim gelmiyor, cidden içiyorum, ne yapıp edip içiyorum. hırsımı alıyorum her kadehte adeta, sarhoşluk unutturuyor ne denli salak olduğumu, ağzını tıkıyor beynimin, kolunu kanadını kırıyor zamanında ettiğim/edemediğim her lafın, işe yarıyor gibi duruyor.
Yarıyor mu?
yaramıyor dimi adımız gibi eminiz... ama çaresizlik işte..
10 Kasım 2011 Perşembe
kendini özlemek
Şimdi ben kaldırıp atsam tüm benliğimi bir çöp kutusuna geri dönüşüm mümkündür değil mi? Yaşarken öyle bir eksiltiyoruz ki kendimizi, öyle çok unutuyoruz ki benliğimizi, aklımıza bile gelmiyor bazen varlığımız, bir tıkla geri getirsek ya tüm yitirdiğimiz kendimizi... namümkün..
Sevdiklerimizi mutlu etmeye çalıştıkça mutsuzlaşıyoruz biz, arkadaşlarımıza sarılıp sahip çıktıkça sessiz sedasız çıkıveriyoruz hayatlarından, sevgili; tırnaklarımızı kanatırcasına tutunsak da hayatına, uçurumdan düşerken tutunul(a)mayan dal gibi yüksekte bir yerlerde bakıp duruyor bize...
Benim tüm hayatım sevdiklerimi sahiplenmekle geçti, geçiyor, oysa ben sahip çıkmaya çalıştıkça elimdekilere hepsini bir bir kaybediyorum, sonra aşka sahip çıkıyorum o da uçup gidiyor elimden, işime sarılıyorum yalnızlaştırıyor git gide beni, ne yapacağımı şaşırıyorum çoğu zaman. Ne yapmalı kendini mutlu etmek için? Varlığının nedeni kendinsin başkası/başkaları değil.. bunu unutmamak için ne yapmak gerekli acep? Ben bu soruyu hiç yanıtlayamıyorum işte.. Ben 30 yaşında hala kendi için yaşayabilen biri olmayı başaramıyorum, gün geçtikçe eksilişin önüne geçemiyorum..
Yıllar alıp götürüyor bir çok şeyi bizden başka şeyler sunuyor kaybettirdiklerinin yerine, yenilerini vaadediyor uçup giden tüm hayallerin yerine, yine de mutlu edemiyor bizi zaman.. her gün yeni bir ben oluşuyor ama ben her gün bir önceki gün var olan ben'i özlemekten alı koyamıyorum kendimi.. geri getirmek ise asla mümkün olmuyor bir önceki ben'i. Ben en çok bir yerlerde varlığını unuttuğum kendimi özlüyorum tüm mutsuz zamanlarımda.
Sevdiklerimizi mutlu etmeye çalıştıkça mutsuzlaşıyoruz biz, arkadaşlarımıza sarılıp sahip çıktıkça sessiz sedasız çıkıveriyoruz hayatlarından, sevgili; tırnaklarımızı kanatırcasına tutunsak da hayatına, uçurumdan düşerken tutunul(a)mayan dal gibi yüksekte bir yerlerde bakıp duruyor bize...
Benim tüm hayatım sevdiklerimi sahiplenmekle geçti, geçiyor, oysa ben sahip çıkmaya çalıştıkça elimdekilere hepsini bir bir kaybediyorum, sonra aşka sahip çıkıyorum o da uçup gidiyor elimden, işime sarılıyorum yalnızlaştırıyor git gide beni, ne yapacağımı şaşırıyorum çoğu zaman. Ne yapmalı kendini mutlu etmek için? Varlığının nedeni kendinsin başkası/başkaları değil.. bunu unutmamak için ne yapmak gerekli acep? Ben bu soruyu hiç yanıtlayamıyorum işte.. Ben 30 yaşında hala kendi için yaşayabilen biri olmayı başaramıyorum, gün geçtikçe eksilişin önüne geçemiyorum..
Yıllar alıp götürüyor bir çok şeyi bizden başka şeyler sunuyor kaybettirdiklerinin yerine, yenilerini vaadediyor uçup giden tüm hayallerin yerine, yine de mutlu edemiyor bizi zaman.. her gün yeni bir ben oluşuyor ama ben her gün bir önceki gün var olan ben'i özlemekten alı koyamıyorum kendimi.. geri getirmek ise asla mümkün olmuyor bir önceki ben'i. Ben en çok bir yerlerde varlığını unuttuğum kendimi özlüyorum tüm mutsuz zamanlarımda.
5 Ağustos 2011 Cuma
şans tanımak :/
Biriyle oturuyorum bir akşam masada. Kafam bomboş gidiyorum oraya, geçmişi fırlatıp atmışım tüm camlarımdan bir esinti geri getirmiş meğer de haberim yokmuş. Ne güzel sohbet ediyoruz, ''her şey iyiye gidiyor hissi'' ne demektir anlıyorum o an.. sonra birden ne oluyorsa dalıyorum kendi içimde bir yolculuğa, her yol hiç istemediğim sona ulaşıyor, tüm duraklarda karşımdasın. bir an ellerin yapışıyor boğazıma, gözlerin dalıyor gözlerime, ''bunu bana nasıl yaparsın?'' der gibi bakıyor karşımdaki, senmişsin gibi....
Ben kaçmaya çalıştıkça peşimden gelen gölgen bırakmıyor yakamı yine, yeniden...
Ayaklarım saplanıp kalıyor o masaya, kalkıp gidemiyorum, üstüme üstüme geliyor yokluğun, sensizlik...
''Ne yapmaya çalışıyorsun?'' dediğim an şapşala dönüyor karşımdaki, o an yaşıyorum ''her şey kötüye gidiyor hissi''ni. Ben o'nun cevaplayamadığı ve şaşırıp kaldığı soruyu sana sormuştum aslında; sahi sen neyin peşindesin?
Ben kaçmaya çalıştıkça peşimden gelen gölgen bırakmıyor yakamı yine, yeniden...
Ayaklarım saplanıp kalıyor o masaya, kalkıp gidemiyorum, üstüme üstüme geliyor yokluğun, sensizlik...
''Ne yapmaya çalışıyorsun?'' dediğim an şapşala dönüyor karşımdaki, o an yaşıyorum ''her şey kötüye gidiyor hissi''ni. Ben o'nun cevaplayamadığı ve şaşırıp kaldığı soruyu sana sormuştum aslında; sahi sen neyin peşindesin?
23 Ocak 2011 Pazar
1 kadın 1 erkek ve ayrılığın gölgesi
-alo
+ ııı merhaba yusuf, piraye ben.
- biliyorum piraye, tabi ki tanıdım, silmedim numalarını merak etme, nasılsın?
+ akıllı düşün düşün çıkamazken işin içinden deli vurup geçermiş, düşündükçe çıkamadım işin içinden, vurup geçiyim bari dedim. şey, duruşmam vardı da.
- neredesin?
...
+ geliyorum hemen.
''gelsen ya hemen, gitmemecesine'' demek istedi 1 kadın. etrafına toplandı tüm hezeyanlar; ne diyecek acaba?, ne demeliyim, sarılsam kızar mı ki? sarılır mı ki bana? öffff ne denir ki şimdi? silmemiş işte numaramı bunca zaman, bunca kazarken bana, bunca kızdığımdan adı gibi eminken, bunca zaman hiç görüşmemişken, ''geliyorum hemen'' dedi. '' hemen'' , '' geliyorum'', gün ortasında bunca işin arasında ''geliyorum'' ve ''hemen'' ...
o an, o şehir; 1 kadın ve 1 erkekti baştan sona.
***
''naber piraye'' dedi 1 adam,
- iyiyim yusuf senden naber?
oturdular. yıkıldı kafasını çevirdiği her yer 1 kadının, pasaport'la karşıyaka'yı bağlayan vapur gömüldü suya, arabalar çarpa çarpa ilerliyordu trafikte, ya insanlar, kim kafasını kaldırsa üst kattaki kafeye, kimin gözü ilişse 1 kadına, acıklı bakıyordu adeta, 1 kadınla birlikte ağlıyordu herkes. ışıkların hepsi kırmızıydı, dursun hayat diye. ortada kırık dökük bir masa, kıpırdasa üstünden düşülecek sandalyenin, titreyen bir çift el, kahve buz gibi... böyle garip bir gün ortasıydı.
''naber piraye'' dedi 1 adam
''iyiyim yusuf senden naber?'' diye cevapladı 1 kadın.
***
havaalanındalardı 1 kadın ve 1 erkek. kadın geçti son arama noktasından. geriye dönüp bakamıyorken kadın, erkek ne düşünüyordu acaba? hiç ''piraye!'' diye seslenmek istemiş miydi? kadın yürüyordu, ayakları ne kadar ağır ilerliyordu, bitmek bilmedi o koridor. bir cesaret ''dön'' dedi kendi kendine, ''bir daha dönüp bakamazsın arkaya, bir daha ardında durmayacak o adam'' dedi ve dönüp baktı ardına son kez. erkek ''gitme'' diyordu içinden belli, çökmüştü omuzları, kıpkırmızı gözlerle kırık dökük el salladı erkek ve gülümsedi kadın.
1 erkek ''gitme'' demedi 1 kadın gitti.
+ ııı merhaba yusuf, piraye ben.
- biliyorum piraye, tabi ki tanıdım, silmedim numalarını merak etme, nasılsın?
+ akıllı düşün düşün çıkamazken işin içinden deli vurup geçermiş, düşündükçe çıkamadım işin içinden, vurup geçiyim bari dedim. şey, duruşmam vardı da.
- neredesin?
...
+ geliyorum hemen.
''gelsen ya hemen, gitmemecesine'' demek istedi 1 kadın. etrafına toplandı tüm hezeyanlar; ne diyecek acaba?, ne demeliyim, sarılsam kızar mı ki? sarılır mı ki bana? öffff ne denir ki şimdi? silmemiş işte numaramı bunca zaman, bunca kazarken bana, bunca kızdığımdan adı gibi eminken, bunca zaman hiç görüşmemişken, ''geliyorum hemen'' dedi. '' hemen'' , '' geliyorum'', gün ortasında bunca işin arasında ''geliyorum'' ve ''hemen'' ...
***
''naber piraye'' dedi 1 adam,
- iyiyim yusuf senden naber?
oturdular. yıkıldı kafasını çevirdiği her yer 1 kadının, pasaport'la karşıyaka'yı bağlayan vapur gömüldü suya, arabalar çarpa çarpa ilerliyordu trafikte, ya insanlar, kim kafasını kaldırsa üst kattaki kafeye, kimin gözü ilişse 1 kadına, acıklı bakıyordu adeta, 1 kadınla birlikte ağlıyordu herkes. ışıkların hepsi kırmızıydı, dursun hayat diye. ortada kırık dökük bir masa, kıpırdasa üstünden düşülecek sandalyenin, titreyen bir çift el, kahve buz gibi... böyle garip bir gün ortasıydı.
''naber piraye'' dedi 1 adam
''iyiyim yusuf senden naber?'' diye cevapladı 1 kadın.
***
bakamıyordu 1 kadın ve 1 erkek birbirine, baksa sanki her şeyi açık edecekti gözleri. ele verecekti gizlenen her şeyi. etrafı izledi saatlerce 1 kadın ve 1 erkek.
pişmanlık nedir? bir şeyi yapmış olmak mı yaşatır pişmanlığı, yapmamış olmak mı?
bir kedi gibiydi 1 kadınla 1 erkeğin arasında dolanan çaresizlik, söylenemeyen her şeyi bir yumağa dönüştürüyordu. dolandıkça dolandı tüm sözcükler, bundandı dönüp dönüp birbirlerine ''eeee anlat bakalım neler yaptın bunca zaman?'' diye soruşları. çok da uzağa gidememişlerdi birbirlerinden -hayatın olağan hızına rağmen-, bundandı dönüp dönüp ''ne olsun işte, bildiğin gibi'' diyişleri birbirlerine.
1 kadın ve 1 erkek yıllar sonra buluştu, hiç ummadık bir anda, hiç ummadık bir yerde.
bir kedi gibiydi 1 kadınla 1 erkeğin arasında dolanan çaresizlik, söylenemeyen her şeyi bir yumağa dönüştürüyordu. dolandıkça dolandı tüm sözcükler, bundandı dönüp dönüp birbirlerine ''eeee anlat bakalım neler yaptın bunca zaman?'' diye soruşları. çok da uzağa gidememişlerdi birbirlerinden -hayatın olağan hızına rağmen-, bundandı dönüp dönüp ''ne olsun işte, bildiğin gibi'' diyişleri birbirlerine.
1 kadın ve 1 erkek yıllar sonra buluştu, hiç ummadık bir anda, hiç ummadık bir yerde.
***
havaalanındalardı 1 kadın ve 1 erkek. kadın geçti son arama noktasından. geriye dönüp bakamıyorken kadın, erkek ne düşünüyordu acaba? hiç ''piraye!'' diye seslenmek istemiş miydi? kadın yürüyordu, ayakları ne kadar ağır ilerliyordu, bitmek bilmedi o koridor. bir cesaret ''dön'' dedi kendi kendine, ''bir daha dönüp bakamazsın arkaya, bir daha ardında durmayacak o adam'' dedi ve dönüp baktı ardına son kez. erkek ''gitme'' diyordu içinden belli, çökmüştü omuzları, kıpkırmızı gözlerle kırık dökük el salladı erkek ve gülümsedi kadın.
1 erkek ''gitme'' demedi 1 kadın gitti.
***
1 kadın ve 1 erkek;
biri uçurumda düşerken tutunulmayan dal, diğeri uçurumdan düşen.
biri uçurumda düşerken tutunulmayan dal, diğeri uçurumdan düşen.
7 Ocak 2011 Cuma
özlem
kalbimi çıkarıp yerinden asıyorum bir çiviye, üzerine eğreti yapıştırılmış bir gülücükle. sarsılıyor en ufak adımında koca duvarlar, sallanıyor kalbim bir sağa bir sola, düştü düşecek. öylesine bir şey özlemek senin her ayak izinde sallanıyor kalbim titriyor yaprak gibi. bu gece çeksin ellerini üzerimden yalvarırım, bak yalvarıyorum. ne olur bu gece topla pılını pırtını ve git kalbimden. bu gece dayanamıyorum sensizliğe, özlüyorum deli gibi.
25 Kasım 2010 Perşembe
yokluğun var ya
''uykunun ortasında dökülen gözyaşlarının sebebi '' olarak başladı bir gece, arttı git gide, ''tek dişi kalmiş canavar, ergeç yeneceğim'' desem de beni yine varlığına sürükledi öyle ya bugün anlamsiz olurdu, varlığın olmasaydı bir zamanlar. özledikçe seni ben, sarıldım yokluğuna ne de olsa geçmişte kalmış bir aşkın son hediyesi idi. suçlasam da bazen ''geleceğe dair umutlarımın, hayallerimin, beklentilerimin katili'' diye, hep deli gibi yağdıran yağmuru. biçare çarpıyorum camlara darmadağın yokluğun yüzünden.
yokluğun; bir bıçak saplanmasının tadı kalbimde ve kalbim mezar yine ölü çocuklara. savaş meydanında, cansız bedenimin başında gururla dolaşan bir düşman gibi yokluğun, arada bir yokluyor kafamı çizmesinin ucuyla, yaşıyor olabilir miyim? diye. beden kıpırtısız ama yürek hala hissediyor farkında değilsin.
yokluğun bumerang oldu, ne kadar uzağa, kaç kez atarsam atayım dönüp saplanmakta kalbime. her gece cenin gibi uyumamın sebebi, sürekli çocukluğuma dönmek istiyorum yokluğunu yaşamamak için. kimi gün, gece gibi yokluğun, örtmek yerine tüm eksikleri, yanlışları, açığa çıkarıyor eksikliğimi.
beni darağacına astın ya, yokluğun işte, ipi boynuma geçiren cellat.
- uyutmayan.
- allahın belası bu sayfaya durmadan yazdıran.
''yokluğun, umrumda olmayan'' desem de arada, hatta ''başladı yeniden, durduramıyoruz efendim sürekli geliyor'' diyip alay etsem de inceden, yokluğun, her dem gözlerimde bir bulut. kan gibi dolaşan damarlarımda ve çoğu kez sızıyor bileklerimden. ''benim suçum'' diyerek kendime kabahat bulduran, bana çaresizliği öğreten. neticede azı karar olmalıyken fazlasıyla zarar.
yokluğun, araf eyledi beni; ne cennette ne cehennemde, orta yerde avare etti beni. jilet kesiği gibi uzun bir süreden sonra fark ediliyor acısı.
ve yine, bir kez daha, yeniden, bu gece yokluğun sızlayan burnum, yokluğun ağrıyan kemiklerim, yokluğun yanan canım, yokluğun daralan göğüs kafesim, yokluğun gülmeyen yüzüm, yokluğun işitmeyen kulaklarım, yokluğun lal olmuş dilim, yokluğun paramparça ruhum.
yokluğun var ya her sabah yere göğe küfrettiren.
yokluğun seni deli gibi özleten...
31 Ekim 2010 Pazar
sensizlik ve yağmur
bugün doldurup doldurup içtiğimdir kadehime. ya da bir fincan acı, kahve tadında. deli gibi savuruyordu insanları yağmur, oradan oraya.
beni değil yağmur...
bu sene kış erken mi geldi ne, sensizlikten m'ola?
sanki zayıflıyorum, yaşlanıyorum, çirkinleşiyorum. artık eskisinden de çok hastalanıyorum, hiç şikayet etmiyorum, hiç naz etmiyorum artık, kapris yok, kimse çekmez senin gibi, ondan mıdır ki? artık et bile yiyorum, inanabiliyor musun, açken ''et yemem ben ya'' diye tutturuşlarım, aklıma geliyor da. meger yeniyormuş, atla deve değil ya...
''her neyse yahu, yürü git yoluna'' diyorum sabahın ve yalnızlığın köründe tepeme üşüşen afakanlara, ''var git ilişme bana''
hepsi gözümün önünde, nah şurada duruyorlar, yapacak bir şey yok.
yol boyunca gözüme takılıyor kırık şemsiyeler. kaldırım kenarında itilmiş bir köşeye. eee, işe yaramıyor ne de olsa. ''sonuca ulaştırmayan bir nesneyi taşımak kadar anlamsız sonu olmayan bir yola girmek, sona ulaşılamayacak bir sevgili değil mi?'' diyorum kendi kendime. kendime demiyorum ki bunu, sensizlik...
üzülüyorum tüm kırık şemsiyelere, benzer geliyor hepsi bir an, yakalıyorum o ortak paydayı, kuruluyor aramızda bağ. sonra giriyoruz kolkola ve yürüyoruz. kırık şemsiyeler ve ben..
rüzgar sarsıyor bedenimi, tüm afakanlar etrafımda cirit atıyor, kırık şemsiyeler zaten kolumda... vazgeçiyorum o an yağmura ve rüzgara karşı koymaya çalışmaktan.
dirayet yapıyor yapacağını ve yarı yolda bırakıyor beni. fırlatıp atıyorum elimdeki şemsiyemi.
karşı koymaya çalıştığım değil rüzgar, sensizlik.
üzerime yağan değil yağmur, sensizlik.
dökülen gözlerimden değil yaş, sensizlik.
bu sabah içtim sensizliği kan yerine, bu sabah kızgın bir demirdi, canıma dokunan. sensizlik jilet gibiydi bu sabah, kesti boğazımı. avazım ulaştı mı oralara?
sensizlik...
kimsizlik?
kimsesizlik.
beni değil yağmur...
bu sene kış erken mi geldi ne, sensizlikten m'ola?
sanki zayıflıyorum, yaşlanıyorum, çirkinleşiyorum. artık eskisinden de çok hastalanıyorum, hiç şikayet etmiyorum, hiç naz etmiyorum artık, kapris yok, kimse çekmez senin gibi, ondan mıdır ki? artık et bile yiyorum, inanabiliyor musun, açken ''et yemem ben ya'' diye tutturuşlarım, aklıma geliyor da. meger yeniyormuş, atla deve değil ya...
''her neyse yahu, yürü git yoluna'' diyorum sabahın ve yalnızlığın köründe tepeme üşüşen afakanlara, ''var git ilişme bana''
hepsi gözümün önünde, nah şurada duruyorlar, yapacak bir şey yok.
yol boyunca gözüme takılıyor kırık şemsiyeler. kaldırım kenarında itilmiş bir köşeye. eee, işe yaramıyor ne de olsa. ''sonuca ulaştırmayan bir nesneyi taşımak kadar anlamsız sonu olmayan bir yola girmek, sona ulaşılamayacak bir sevgili değil mi?'' diyorum kendi kendime. kendime demiyorum ki bunu, sensizlik...
üzülüyorum tüm kırık şemsiyelere, benzer geliyor hepsi bir an, yakalıyorum o ortak paydayı, kuruluyor aramızda bağ. sonra giriyoruz kolkola ve yürüyoruz. kırık şemsiyeler ve ben..
rüzgar sarsıyor bedenimi, tüm afakanlar etrafımda cirit atıyor, kırık şemsiyeler zaten kolumda... vazgeçiyorum o an yağmura ve rüzgara karşı koymaya çalışmaktan.
dirayet yapıyor yapacağını ve yarı yolda bırakıyor beni. fırlatıp atıyorum elimdeki şemsiyemi.
karşı koymaya çalıştığım değil rüzgar, sensizlik.
üzerime yağan değil yağmur, sensizlik.
dökülen gözlerimden değil yaş, sensizlik.
bu sabah içtim sensizliği kan yerine, bu sabah kızgın bir demirdi, canıma dokunan. sensizlik jilet gibiydi bu sabah, kesti boğazımı. avazım ulaştı mı oralara?
sensizlik...
kimsizlik?
kimsesizlik.
nasılsın/iyi misin
nasılsın,
iyiyim elbet, neden var mı ki kötü olmaya, misal;
hiç kumbaram dolu mu biriktirdiğim kırgınlıklarımla, ne gezer, ilaç niyetine arasan yok,
sonra geçmiş denen şey nedir hatırlamıyorum bile ben,
dönüp dönüp sırtımdan vuruyor mu, bana yaşattığın tüm güzellikler,
hatıraların ağır gelmesi nedir allasen, nasıl rahat sırtlanmışım hepsini, taşırım bi ömür boyu,
kanlar içinde kalıyor muyum ki beynimi parçalarcasına düşünmekten,
sızım sızım sızlıyor mu burnum, seni tütmekten,
dönüyor muyum yana yakıla pervane misali ateşinde,
arıyor muyum varlığını,
vura vura yüreğimi duvarlara parçalıyor muyum sensizlikten,
kusuyor muyum artık yokluğunu,
sabır taşı olup çatlıyor muyum dayanmak adına hasrete,
için için kahrolmak hiç uğramamıştır ki adresime.
senden sonra ölüp ölüp dirildim mi ki,
hem havalar da güzel buz tutmuyor yüreğim hiç,
üşümüyor ellerim bıraktığın günden beri.
yediğim yemek zehir zıkkım mı bana, değil.
hiçbir derdim yok, olsa kaç yazar, ''yetiş'' desem yetişmez misin ki yardımıma. benimki de laf.
sigarayı bile bıraktım, he hey karnım tok sırtım pek, gül gibi yaşayıp gidiyorum.
iyiyim ben, çok iyiyim hem de. için rahat olsun.
iyiyim elbet, neden var mı ki kötü olmaya, misal;
hiç kumbaram dolu mu biriktirdiğim kırgınlıklarımla, ne gezer, ilaç niyetine arasan yok,
sonra geçmiş denen şey nedir hatırlamıyorum bile ben,
dönüp dönüp sırtımdan vuruyor mu, bana yaşattığın tüm güzellikler,
hatıraların ağır gelmesi nedir allasen, nasıl rahat sırtlanmışım hepsini, taşırım bi ömür boyu,
kanlar içinde kalıyor muyum ki beynimi parçalarcasına düşünmekten,
sızım sızım sızlıyor mu burnum, seni tütmekten,
dönüyor muyum yana yakıla pervane misali ateşinde,
arıyor muyum varlığını,
vura vura yüreğimi duvarlara parçalıyor muyum sensizlikten,
kusuyor muyum artık yokluğunu,
sabır taşı olup çatlıyor muyum dayanmak adına hasrete,
için için kahrolmak hiç uğramamıştır ki adresime.
senden sonra ölüp ölüp dirildim mi ki,
hem havalar da güzel buz tutmuyor yüreğim hiç,
üşümüyor ellerim bıraktığın günden beri.
yediğim yemek zehir zıkkım mı bana, değil.
hiçbir derdim yok, olsa kaç yazar, ''yetiş'' desem yetişmez misin ki yardımıma. benimki de laf.
sigarayı bile bıraktım, he hey karnım tok sırtım pek, gül gibi yaşayıp gidiyorum.
iyiyim ben, çok iyiyim hem de. için rahat olsun.
15 Ekim 2010 Cuma
sen giderken
derler ya hani; ''taşın toprağın suçu yok, insan derdini kendi içinde taşır'' diye, ne yaparsan yap o peşinden gelir içinden söküp atmadıkça, atamadıkça..
çekmiyor telefonum panik oluyorum bir an ''ulaşamazsa ölür meraktan'' diyorum hatırlıyorum o an yokluğunu bir kez daha, beynimde çakıyor şimşekler hiç de öldüğün falan yok oysa, ''hıh'' diyip omuz silkiyorum, yüzümde piç bir gülümseyişle. dayanabiliyormuş insan herkesin yokluğuna. sakın dayanamıyorum sanma, inan sen değilsin istediğim, özlediğim ; sendeki ben arayıp da bulamadığım..
o an düşünüyorum bir kez daha; nasıl sevmiştim seni , öylesine bendin ki, nerdesin şimdi? nerdeyim şimdi?
''bu kafa karışıklığı iyi değil'' diyorum gene başa dönmek var bu işin ucunda belli, en iyisi üstümü değiştirip, çıkıp bikaç kadeh şarap içmek..
bıraktım valizi yere ve açtım..
spor ayakkabılarımı çıkarayım dedim elime takıldın, puff tarak almamış mıyım ben yoksa? elimde tutuğum yine sen, ''hırkam nerde yaw çok soğukmuş burası'' derken valizden çıkan yokluğun...
seni mi sırtlanıp geldim ben?
seni mi sırtlayıp getirdim tee kilometrelerce öteye, başka bir ülkeye?
insan neler duyar anladım o zaman
can alıp başını bedenden, alıp başını giderken.
işte şimdi anlıyorum sen giderken ne yaptığımı. sadece durup bakmamışım arkandan,
nereye gitsem,
arşa çıksam,
dağı taşı delip geçsem,
kırık dökük bir valizle sürüye sürüye taşıdığım koskoca bir geçmişi yüklenmişim.
başımı gün geçtikçe öne eğen, beni rezil rüsva eden herkese, taşımaya çalışırken nefes nefese kaldığım bir geçmiş.
anladım! sen giderken ben geride kalmışım.
çekmiyor telefonum panik oluyorum bir an ''ulaşamazsa ölür meraktan'' diyorum hatırlıyorum o an yokluğunu bir kez daha, beynimde çakıyor şimşekler hiç de öldüğün falan yok oysa, ''hıh'' diyip omuz silkiyorum, yüzümde piç bir gülümseyişle. dayanabiliyormuş insan herkesin yokluğuna. sakın dayanamıyorum sanma, inan sen değilsin istediğim, özlediğim ; sendeki ben arayıp da bulamadığım..
o an düşünüyorum bir kez daha; nasıl sevmiştim seni , öylesine bendin ki, nerdesin şimdi? nerdeyim şimdi?
''bu kafa karışıklığı iyi değil'' diyorum gene başa dönmek var bu işin ucunda belli, en iyisi üstümü değiştirip, çıkıp bikaç kadeh şarap içmek..
bıraktım valizi yere ve açtım..
spor ayakkabılarımı çıkarayım dedim elime takıldın, puff tarak almamış mıyım ben yoksa? elimde tutuğum yine sen, ''hırkam nerde yaw çok soğukmuş burası'' derken valizden çıkan yokluğun...
seni mi sırtlanıp geldim ben?
seni mi sırtlayıp getirdim tee kilometrelerce öteye, başka bir ülkeye?
insan neler duyar anladım o zaman
can alıp başını bedenden, alıp başını giderken.
işte şimdi anlıyorum sen giderken ne yaptığımı. sadece durup bakmamışım arkandan,
nereye gitsem,
arşa çıksam,
dağı taşı delip geçsem,
kırık dökük bir valizle sürüye sürüye taşıdığım koskoca bir geçmişi yüklenmişim.
başımı gün geçtikçe öne eğen, beni rezil rüsva eden herkese, taşımaya çalışırken nefes nefese kaldığım bir geçmiş.
anladım! sen giderken ben geride kalmışım.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)